TrueVibe Telefon

• TrueVibe Stüdyo Açın
• TrueVibe Satış Ağına Katılın

Nörolojik Rehabilitasyon Faydaları

Nörolojik Rehabilitasyon Uygulamalarında Tüm Vücut Titreşiminin (WBV) Faydaları

WBV profesyonel atletler ve Hollywood yıldızları arasında popüler olabilir ancak WBV aynı zamanda parkinson hastalığı, multipl skleroz, felç, omurilik zedelenmesi gibi nörolojik rahatsızlıkları olan kişiler için de son derece gerçek klinik potansiyele sahip olduğu söylenmektedir.


Dr. Kurt Jackson, PT, GCS ve Dr. Harold Merriman, PT, CLT:

Tüm Vücut Titreşimi (WBV) bir egzersiz antrenmanı olarak geçtiğimiz birkaç yıl içerisinde giderek daha popüler olmuştur. Adından da anlaşılacağı gibi, WBV, belirli kas gruplarının lokal uyarımının aksine tüm vücuda titreşimli uyaran uygulanmasını kapsar. Bu genellikle, dizler hafif bükülmüş halde iken bir titreşim platformu üzerinde durulması ile gerçekleşir. Bazı durumlarda, WBV sırasında basit egzersizler (ör. çömelme) yapılabilir.

WBV üniteleri titreşimlerini genellikle dairesel ya da dikey uyaran kullanarak sağlar. Dairesel titreşimde, platform ön-arka eksende döner, böylece ayağın biraz uzağa konması artan hareket amplitüdüne neden olur ve kuvveti eşzamanlı olmaksızın sol ve sağ ayağa uygular, bu bir "tahterevalli"nin ortasında durmaya benzer. Özellikle dikey uyaran sağlayan WBV üniteleri, dikey ve simetrik olarak hareket eden bir platforma sahip olup alt ekstremitelerin aynı yönde eşzamanlı hareketine neden olur. Titreşim uyaranının yönünün yanı sıra, WBV kullanımı sırasında, frekans (Hz), amplitüd (mm) ve süre gibi diğer pek çok antrenman parametresi de önemlidir. Genellikle, WBV çalışmalarında 25-50 Hz arasındaki frekanslar, 2-10 mm arasındaki amplitüdler ve 30 saniye - 10 dakika arasında değişen toplam süreler kullanılır. Şu anda, belirgin bir fizyolojik yanıt almak için gerekli olan en uygun parametreler konusunda bir fikir birliği bulunmamaktadır.

En yaygın WBV uygulaması, atletler ve daha genç yetişkinlerde, geleneksel nöromüsküler antrenmanla ilişkili olan kas aktivitesi, kuvvet ve gücünün geliştirilmesi ile fiziksel performansı artırma çabaları olmaktadır. WBV sonrasında kas kuvveti ve gücündeki iyileşmelerin, WBV sırasında ve sonrasında nöromüsküler aktivasyondaki artışla ilişkili olabileceği ileri sürülmüştür. Nishihira ve ark.5 mekanik titreşimin, kas duyu lifi ve bunun merkeze getiren sinirleri ile iletilen bir miyotatik germe refleksini açığa çıkardığını ileri sürmüştür. Abercromby ve ark. tarafından son zamanlarda yapılan bir çalışmada1, denekler 30 Hz ve 4 mm amplitüd ile dikey ve dairesel WBV'ye maruz kalırken desteksiz dinamik çömelme hareketleri yapmıştır. Bu parametreler, fleksör ve ekstensör diz kaslarının yanı sıra plantar fleksör ve dorsifleksör ayak bileği kaslarındaki titreşim uyaranı sırasında, aynı hareketin titreşimsiz gerçekleştirilmesi sırasında görülen kas aktivitesi ile kıyaslandığında EMG aktivitesinde belirgin artış göstermiştir. Bununla birlikte, WBV ile ilişkilendirilen gelişmiş kas aktivasyonunun nöral faktörlere (ör. kas duyu lifi aktivasyonunda artış) bağlı olup olmadığı ya da stabil bir duruş şekli ve mekanik enerjinin bastırılması gibi biyomekanik faktörlerin önemli rol oynayıp oynamadığı halen belirsizdir.

Bazı araştırmacılar, daha genç yetişkinlerde WBV'ye bir kez maruz kalmanın anlık etkilerini değerlendirmiş ve kas performansında geçici iyileşmeler olduğunu görmüşler ancak diğerleri üzerinde çok az etkisi görülmüş ya da hiç görülmemiştir. Genç yetişkinlerde kronik (11 hafta ila 8 ay) WBV'ye maruz kalmaları inceleyen araştırmalarda da karma sonuçlar elde edilmiştir.

WBV araştırmalarının büyük bölümü normal genç yetişkinlerde fiziksel performansın iyileştirilmesine odaklanmış olsa da, WBV'nin, nörolojik rahatsızlıkları olanlar gibi klinik popülasyonlar üzerindeki etkileri konusundaki araştırmaların sayısı giderek artmaktadır. Bu incelemenin en önemli amacı, WBV'nin alt ekstremite performansı üzerindeki etkileri ile Parkinson hastalığı, multipl skleroz, felç ve omurilik zedelenmesi gibi nörolojik rahatsızlıkları bulunan kişilerdeki fonksiyonu hakkındaki mevcut literatürün bir özetini sunmaktır. Bunun yanı sıra, uygulamalı klinik değerlendirmeler ve güvenlik sorunları da ele alınacaktır. Aksi belirtilmediği sürece, incelenen çalışmaların büyük bölümü deneğin dizleri hafifçe bükülmüş halde titreşim platformu üzerinde durmasını gerektirmektedir.

Parkinson hastalığı

Bazı çalışmalarda, Parkinson Hastası (PD) olan kişilerde WBV'nin etkileri değerlendirilmiştir. Aynı araştırmacı grubu tarafından gerçekleştirilen iki çalışmada, PD hastalarında, benzersiz tüm Vücut Titreşimi türünün postural kontrol ve motor semptomları üzerindeki etkileri incelenmiştir.Bu çalışmalarda, çoğu WBV araştırmasında kullanılan gelişigüzel olmayan dairesel ya da dikey yüksek frekanslı (20-50 Hz) titreşimden oldukça farklı olan gelişigüzel (rastgele) düşük frekanslı (6 Hz) titreşim kullanılmıştır. Bu çalışmaların ikisinde de bir dakikalık beş maruz kalma serisinin hemen ardından WBV'nin akut etkileri değerlendirilmiştir. Çalışmalardan biri14 tandem duruş sırasındaki postural hakimiyetin ölçülmesi ile belirlenen postural kontrolde belirgin iyileşmeler kaydederken; diğerinde Birleşik Parkinson Hastalığı Değerlendirme Ölçeğinin (UPDRS), titreme, kasılma, bradikinezi, yürüyüş şekli ve duruş ölçümlerini kapsayan motor alt ölçeğinde belirgin iyileşmeler görülmüştür. Bu araştırmaların ikisinde de körleştirilmiş değerlendiriciler ve bir kontrol grubu kullanılırken, hiçbirinde gerçek plasebo kullanılmamıştır. Daha önceki Parkinson hastalığı araştırması, plasebo tedavisine yanıt olarak motor fonksiyonunda iyileşme gösterdiğinden, bu önemli bir nokta olabilir.16 Benzer WBV parametrelerini kullanan daha yakın zamandaki çift-kör plasebo kontrollü deneyde, farklı araştırmacı grupları, WBV tedavisi ile plasebo grupları arasında yürüyüş şekli, denge ve motor semptomları açısından bir farklılık görmemiştir.

Yalnızca bir çalışma, PD hastalarında WBV kullanılan uzun süreli antrenman müdahalesinin etkilerini değerlendirmiştir.Bu çalışma, 30 WBV (25 Hz, dairesel) seansının (haftada beş gün, günde 15 dakikalık iki seans) ile mekik tahtasının kullanıldığı geleneksel denge antrenmanının etkilerini karşılaştırmıştır. Üç haftalık antrenmanın ardından, iki grupta da denge ve motor fonksiyonu ölçümlerinde benzer belirgin iyileşmeler görülmüştür. Dört haftalık takip değerlendirmesinde faydaları görülmeye devam etmiştir.

Multipl skleroz

Multipl skleroz (MS), merkezi sinir sisteminin kronik bir enflamatuar, demiyelinizan hastalığıdır. Ortak semptomları arasında yetersiz denge, spastisite ve motor güçsüzlüğü bulunur. Bu semptomlar özellikle alt ekstremitelerde hakim olup genellikle distal kas gruplarını daha fazla etkilemektedir. Bazı araştırmacılar, WBV'nin MS hastalarındaki alt ekstremite performansı ve denge üzerindeki etkilerini incelemiştir.

Bir tek kör, randomize çapraz araştırmada, Jackson 30 dakikalık 2 ya da 26 Hz WBV'ye maruz kalma (dairesel) sonrasında dinamometre kullanarak alt ekstremite kas kuvvetindeki akut değişiklikleri ölçmüştür. Kuvvet, bir, 10 ve 20 dakikalık maruz kalma sonrasında ölçülmüştür. Kuvvet değişiklikleri istatistiksel olarak belirgin olmasa da, WBV sonrası tüm zaman noktalarında 2 Hz ile kıyaslandığında 26 Hz'i izleyen kuadriseps ve hamstrings (dizardı kirişi) için tutarlı bir yüksek pik tork üretimi eğilimi görülmüştür.
Daha önce açıklanmış olan Parkinson araştırmalarına benzer şekilde, Schuhfried ve ark.20, gelişigüzel (rastgele) düşük frekanslı titreşimin (2,0-4,4 Hz) postural kontrol ve fonksiyon üzerindeki etkisini 12 MS hastası üzerinde değerlendirmiştir. Bu çift-kör plasebo kontrollü deneyde, denekler bilgisayarlı posturografi, Zaman Ölçümlü Kalk ve Yürü Testi (TUG) ile Fonksiyonel Uzanma Testi kullanılarak değerlendirilmiştir. Tedavi grubundaki denekler, bir dakikalık beş WBV maruz kalmasından geçmiş ve ardından 15 dakika, bir hafta ve iki hafta sonraki ölçümlerle tekrar test edilmişlerdir. Çalışma sonuçları, test sonrası zaman noktalarındaki bilgisayarlı posturografi puanlarında belirgin olmayan bir gelişme trendi ile maruz kalma sonrasındaki bir haftada TUG performansında belirgin bir iyileşme olduğunu göstermiştir. TUG performansındaki iyileşme istatistiksel olarak belirgin olduğu halde, değişiklik kesin olmayan klinik öneme sahip olarak küçüktür (1,0 sn).

Yalnızca bir çalışma daha uzun süreli antrenman müdahalesindeki antrenman yanıtlarını değerlendirmiştir. Bu denek içi karşı dengeli çalışma ile denekler hem WBV ile birleştirilmiş bir egzersiz terapisi (40 Hz, dikey) hem de dört hafta boyunca yalnızca egzersiz terapisi görmüştür. Daha sonra, denekler iki haftalık arınma döneminin ardından protokolleri değiştirmiştir. Sonuçlar arasında, vücut güçlendirme, kas gücü, duyusal ve fonksiyonel performans ölçümleri yer almaktadır. Sonuçlar, 10 metrelik yürüme testi, TUG ve her iki protokol için kas gücü üretiminde belirgin olmayan benzer iyileşmeler göstermiştir.

Felç

İki çalışma, felç hastalarında WBV'nin postural kontrol ve kas performansı üzerindeki akut etkilerini değerlendirmiştir. İlk çalışma 22 kronik felç hastasında postural kontroldeki değişiklikleri, 30 Hz WBV'ye kadar olan (dairesel) 45 saniyelik dört ayakta durma maruz kalması ardından bilgisayarlı posturografi kullanarak ölçmüştür. WBV sonrasında, gözler kapalı halde ayakta dururken ön-arka yöndeki basınç merkezi hızının ortalama karekökünde (RMS) belirgin bir azalma (P < 0,01) olmuştur. Aynı zamanda ağırlık kaydırma hızında da belirgin (P < 0,05) bir artış olmuştur. Bu bulgular postural kontrolde olası kısa süreli iyileşmelere işaret ettiği halde, hassas posturografi ölçümlerinde, felç hastalarında düşme riskinde fiili düşüşlere ya da fonksiyon iyileşmesine neden olan değişiklikler olduğu yönünde bir kanıt yoktur.

İkinci bir çalışma, WBV'de (20 Hz) bir dakikalık altı ayakta durma seansından sonra akut felç hastalarında, alt ekstremite tork üretimi ile fleksör ve ekstensör diz kaslarındaki elektromiyografi (EMG) değerlerindeki akut değişiklikleri ölçmüştür. WBV'nin hemen ardından, denekler, izometrik ve eksantrik diz uzatma torkunda ve EMG amplitüdünde belirgin bir artış (P < 0,05) göstermiştir. Aynı zamanda, eksantrik durum sırasında fleksör diz kası ortak aktivasyonunda belirgin bir eşdeğer düşüş (P < 0,05) görülmüştür. Bununla birlikte, çalışmada titreşimin hemen sonrasında yalnızca bir ölçüm yapıldığından, bu değişikliklerin ne kadar süre ile devam edeceği belli değildir.

Sadece bir çalışmada 24 felçli hastalardaki altı haftalık WBV antrenmanı müdahalesinin uzun süreli etkileri incelenmiştir. Bu randomize kontrollü deneyde, 53 deneğin tümü de akut yatan hasta rehabilitasyonu görüyordu. Bunların olağan rehabilitasyon programına ek olarak, yarısı WBV seansı (haftada beş gün 30 Hz'de [dairesel] 4 x 45 saniyelik destekli ayakta durma ve oturma [hastanın becerisine bağlı olarak] alırken, diğer yarısı müzik dinlerken yapılan basit egzersizlerden oluşan aynı miktarda "taklit" tedavi görüyordu. Altı haftalık programın ardından, her iki grup da denge ve fonksiyon artışı göstermiş ancak gruplar arasında iyileşme açısından farklılık görülmemiştir.

Omurilik zedelenmesi

Tek bir pilot çalışma omurilik zedelenmesi (SCI) olan hastalarda tüm Vücut Titreşimi antrenmanını araştırmıştır. Randomize olmayan bu deneyde, 17 kronik (> 1 yıl), motor kusuru bulunan SCI hastası bir titreşim antrenmanı programından (dört hafta boyunca, haftada üç gün 50 Hz'de [dikey] 4 x 45 saniye) geçmiştir. Antrenman öncesinde ve sonrasında yürüyüş hızı ve özellikleri ölçülmüştür. Sonuçlar, antrenman sonrasında yürüyüş hızında belirgin iyileşmeler (0,062 m/sn, P < 0,001) olduğunu göstermiştir. Bu sonuçlar, vücut ağırlığı destekli koşu bandı antrenmanı gibi zaman ve işgücü bakımından daha yoğun olan diğer antrenman türleri ile benzerlik göstermektedir. Çalışmanın en belirgin eksiği bir kontrol grubunun olmamasıdır. Ancak, ümit vaat eden sonuçlar daha sonraki araştırmalar için gerekçe olmaktadır.

Önlemler ve güvenlik konusunda önemli hususlar

Pek çok terapötik yaklaşımda olduğu gibi, WBV hatalı ve gelişigüzel kullanıldığında zararlı etki riskleri ile ilişkilendirilebilir. Mesleki ortamlardaki kronik WBV'ye maruz kalmaların, kas-iskelet, sindirim, üreme, görme sistemleri ile vasküler ve vestibüler sistemler dahil olmak üzere çok sayıdaki fizyolojik sistem üzerinde olumsuz etkilere neden olabileceği bilinmektedir. Titreşime maruz kalma miktarı bir "tahmini titreşim dozu değeri" (eVDV= 1,4 αwT1/4) kullanılarak belirtilebilir. Bu değer, titreşimin yönü, frekansı, büyüklüğü ve süresi kullanılarak hesaplanmakta olup formülde αw frekans ağırlıklı ortalama karekök (RMS) hızı ve T ise saniye biriminden günlük titreşime maruz kalma süresidir. Mekanik titreşim ve mesleki olarak şoka maruz kalma konusundaki standartları belirlemekten sorumlu Uluslararası Standart Organizasyonu (ISO) 17'nin üzerindeki bir eVDV değerinin zararlı olabileceğini belirtmektedir. Abercromby terapötik amaçlı kullanılanlara benzer titreşim parametrelerinin (30 Hz, 4 mm amplitüd ile günde 10 dakika) ISO'nun titreşime maruz kalma standartlarını aştığını ortaya çıkarmıştır. ISO sağlık ilkelerinin, sağlıklı yetişkinlerin günlük titreşime kronik maruz kalmasına odaklandığını ve bu nedenle klinik popülasyonlardaki daha nadir maruz kalmalarla ilişkili riski değerlendirmede daha sınırlı bir değere sahip olabileceğini göz önünde bulundurmak önem taşır. Nörolojik rahatsızlıkları bulunan denekleri kapsayan incelenmiş çalışmalardan hiçbirinde ciddi olumsuz etkilerin bildirilmediğinin göz önünde bulundurulması gerekir. WBV'nin en sık bildirilen yan etkisi, genellikle birkaç tedavi seansı sonrasında kaybolma eğilimi gösteren alt ekstremite eritemi ile kaşıntıdır.

Abercromby aynı zamanda WBV'nin dikey ve dairesel türlerinin olası zararlı etkilerini karşılaştırmıştır. Dairesel titreşimle ilişkili risklerin daha az olabileceğini çünkü dairesel titreşim sırasında, alt ekstremiteleri dönüşümlü şekilde esnetme ve uzatma hareketleri ile omura ve başa aktarılan mekanik enerjiyi hafifletmenin daha kolay olduğunu ileri sürmüşlerdir. Aynı zamanda, titreşim platformu üzerinde ayakta dururken, diz esneme açılarının 26° ile 30° arasında tutmanın, kafa ivmesini ve omura mekanik enerji aktarımını azalttığını görmüşlerdir.

WBV uygulaması öncesinde, tüm hastaların beklenmedik olumsuz yan etki riskini artırabilecek olası durumlar ya da eşzamanlı hastalıklar açısından dikkatle taranmasının önemli olduğu da vurgulanmalıdır. Tablo 1'de, WBV antrenmanının kullanımını engelleyebilecek bazı olası durumlar ve eş zamanlı hastalıklar belirtilmiştir.

Özet

WBV, nörolojik rahatsızlıkları bulunan dikkatle muayene edilmiş hastalar için geleneksel terapötik egzersize bir alternatif oluşturan ve giderek rağbet görmeye başlayan yeni bir tedavi yaklaşımıdır. Bununla birlikte, titreşim antrenmanının kullanımı halen gelişiminin ilk aşamalarındadır ve mevcut araştırma sonuçları olsa olsa tutarsızdır. Buna ek olarak, kullanılan WBV parametreleri oldukça değişken olup araştırmaların çoğu metodolojik açıdan yetersizdir. Uzun süreli (> 6 haftalık) WBV antrenmanının güvenliği ve etkililiği de henüz değerlendirilmemiştir.

Nörolojik rahatsızlıkları bulunan kişiler hakkındaki mevcut literatürün kısıtlamalarına karşın, özellikle basit egzersizlerle birleştirilerek, sistematik ve progresif bir şekilde uygulandığında WBV'ye karşı daha tutarlı ve olumlu yanıt veren yaşlı yetişkinler ve hareket kabiliyeti sınırlı kişiler hakkında sayıları giderek artan bulgular bulunmaktadır. Bu araştırma, alt ekstremite kas kuvvetinde geleneksel direnç egzersizi eğitim programlarına benzer şekilde iyileşmeler olduğunu göstermiştir. Bu, istemli kas kasılması sağlamada güçlük, yetersiz koordinasyon ve/veya aşırı yorulma nedeniyle geleneksel kuvvet antrenmanlarını yapamayan nörolojik rahatsızlığı bulunan kişiler için önemli olabilir. Pek çok WBV protokolü asgari koordinasyon ve oldukça kısa tedavi maruz kalmaları gerektirdiğinden, WBV, nörolojik rahatsızlıkları olan kişiler için uygulanabilir alt ekstremite egzersizi alternatifi olabilir.

Dr. Kurt Jackson, PT, GCS, Ohio Dayton Üniversitesi'nde Sağlık ve Spor Bilimleri Bölümünün nöroloji koordinatörü ve Dr. Harold Merriman, PT, CLT ise aynı üniversitede Fizik Terapi Programı Doktora programının genel tıp koordinatörüdür.


TrueVibe © 2013